Sitemize Hoş Geldiniz...

biyoenerji

Yoga Felsefesi


Yoga her ne kadar teoriden çok pratikle ilgili olsa da felsefi yönleri hakkında temel bir fikir uygulayıcıya ne yapmaya ve ne kazanmaya çalıştığını ve meditasyon durumlarına nasıl ulaşacağını bilmesi açısından yardımcı olacaktır.
İnsan ızdırabının sebepleri şunlardır:
1. cehalet veya gaflet, gerçeğin farkında olmama
2. ego
3. beğeniler veya nesnelere duyulan çekim
4. hoşnutsuzluklar veya nesneleri duyulan iğrenme
5. ölüme duyulan güçlü nefret veya korku

Aslında bu kleşalar ayrı değildir; biri diğerine yol açar. Gerçekten bilgisiz olma kök sebeptir. Bu yüzden, her kişi sadece kendini düşünür. Kendi kimliğinin, egosunun farkına varır ve otomatik olarak diğer insanlardan ve çevresindeki nesnelerden farklı hisseder. Diğer şeylerin arasında hareket eden ego haline gelir. Kabaca veya kurnazca, kendi dışındaki her şey daha fazla mutluluk, konfor vs. getirmek için onun hizmetçisi olur. Beğeniler ve hoşlanılmayanlar bu şekilde doğar. Onu iyi, mutlu hissettiren, egosunu şişiren şeyler veya kişiler onu çeker. Onu mutsuz, rahatsız vs. etmeye meyil eden şeyler hem iğrenme hem de hoşnutsuzluk getirebilir. Tabii ki her zaman böyle kesin değildir, bazı nesneler veya kişiler farklı zamanlarda hem beğeni hem hoşnutsuzluk yaratabilir, bazıları ise beğeni veya hoşnutsuzluğa yol açmadan nötr görünebilir; ancak uygun koşullarda bu nötr şeyler kolaylıkla beğeni veya hoşnutsuzluk nesnelerine dönüşebilir. Kişinin nesnelere ve insanlara bağlanmasından ve kişinin egoizm hissinden hayata derin bir bağlılık ve ölümden aşırı hoşnutsuzluk gelir. Kişi kimliğini ve egoyu mutlu eden nesneleri ve insanları kaybetmek istemez.

Kleşalar insanın kendini geçici şeylerle kimliklendirmesi yoluyla ıstıraba yol açarlar. Kişi kendini vücudu, aklı ve egosuyla kimliklendirir ki bu şekilde her zaman bilinçli ya da bilinçsiz olarak mutsuzdur zira sonunda bu şeylerin ölümle yok olacağını bilir. Ebedi kendilikle kimliklenmez. Beğeniye sebep olan nesnelerde de durum aynıdır; kalıcı değillerdir ve sonunda yok olacaklardır. Tatmin etmeyi keseceklerdir. Hoşnutsuzluklardan ne haber? Şimdi, tabii ki egoyu insana mutluluk verecek şekilde beslemediklerinden yüzeysel olarak mutsuzluğa sebep olurlar. Fakat aslında hoşnutsuzluklar beğenilerden çok da farklı değillerdir, sadece bir bozuk paranın farklı iki yüzüdürler. Beğenilere ve hoşnutsuzluklara aynı derecede bağımlıyız. “Kişinin en büyük aşkı aynı zamanda en büyük nefretidir” deyişinde gerçek payı vardır. Kolaylıkla nefret edebildiğimiz biri, uygun koşular altında sevdiğimiz biri haline gelebilir.

Kleşalar sürekli mutsuzluğa sebep olurlar çünkü onları şimdiki halleriyle korumaya çalışırız. Yeni bir arabaya çok bağlanırız. Biri onu çalar ve mutsuz ve  moralsiz oluruz. Biri size işinizin tatmin edici olmadığını söyler. Mutsuz olursunuz çünkü iş sizin bir uzantınızdır ve egonuzun bir parçasıdır. Ve hayatta yaptığımız her şeyde de böyledir. Eğer okuyucu hayatta yaptığı her şey hakkında ve neden mutsuz olduğu hakkında devamlı veya geçici olarak, dikkatle düşünürse beş kleşanın hakikaten de hayattaki acı çekmenin her bakımını kapsadıkları sonucuna varacaktır.

Vasana kelimesi kabaca ‘arzu’ olarak tercüme edilebilir. Vasanalar veya arzular bizi devamlı olarak tatmin edilebilecekleri çevremize çekerler. Tüm zihinsel ve fiziksel davranışlarımızı dikkatle analiz edersek, bazen incelikli, bazen kaba ama mutlaka arzunun bir şekliyle uyarıldığı, tetiklendiği sonucuna varılacaktır. Bunlar hayattaki her düşüncemiz ve davranışlarımızın arkasındaki itici güçlerdir. Zihnimiz ve vücudumuz, bu yüzden sadece, kişinin özündeki arzuların tatmin edilebileceği yönde ilerler. Böylece, zihni aydınlatan bilinç de ağa düşer ve sonu gelmez arzuyu karşılama kovalamacasını takip eder. Tüm değişik arzular tabii ki aynı anda karşılanamaz ve uygun fırsat kendini gösterdiğinde ifade edilirler.

Bu arzuların sebepleri nelerdir? Sebepler önceki bölümde ele aldığımız kleşalardır. Kleşalar olmasaydı arzular olmazdı. Tüm arzularımıza sebep olan nesnelere karşı duyulan çekim ve iğrenme, egoizm hissi, hayata bağlanma ve gerçeğe ilişkin bilgisizliktir. Bu arzular meditasyon uygulamamızı ters yönde nasıl etkiler? Devamlı aklımızı meditasyonun amacından saptırır. Zihnimizin orda burada amaçsızca dolanmasına ve tatmin edilmesi gereken dış şeylerde yaşamasına sebep olur. Başıboş bir zihnin hiç konsantre olamaz ve dolayısıyla meditasyon yapamaz.

Kişi kendini gerçekleştirmeye ulaşana kadar kleşaları tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Yapılabilecek en iyi şey yavaş yavaş ve sistematik olarak onları azaltmaktır. Bu çeşitli şekillerde yapılabilir. Kişi önce bunların belirtileri üzerinde kafa yormalı ve gerçekten mutsuzluk ve acı getirdiklerini fark etmelidir. O zaman bunların nasıl acı çekmeye yol açtıkları anlaşılabilir. Ondan sonra kişi bilinçli şekilde uygulamaya koyarak beğenilerini veya hoşnutsuzluklarını, egoizmini vs. ortadan kaldırmak için kesin ve yoğunlaşmış adımlar atabilir.
Kişi ruhani patika boyunca ilerledikçe kleşalar etki faktörü olmaktan uzaklaşırlar. Kişi kleşaların giderilmesi hayatın tadını ve neredeyse tüm anlamını kaybedeceğini söyleyebilir, zira beğeniler ve hoşnutsuzluklar vs. hayata ayırt edici karakterini veren unsurlardır. Onlarsız, hayatta bir şeyler eksik olacaktır. Bu tabii ki beşinci kleşanın bildiğimiz hayata aşırı bağlandığımızı kanıtlar. Yine de, soruya cevaben, belirtmeliyiz ki şu anda bildiğimiz hayatın bu formu, en kaba halindeki hayattır. Ruhani patikada ilerledikçe ve evrimleştikçe, bu gerçek fark edilecek ve şu andaki bilinç durumumuzda düşündüğümüz hayatın kendini yavaşça ortaya koyan hayatın daha incelikli esası ile karşılaştırıldığında bir hiç olduğu anlaşılacaktır. Şu andaki şekliyle hayata bağlılığın bu bağlılığa değmeyen bir şey olduğunu görülür. Böylece kleşaların etkisi otomatik olarak azaltmaya başlar.

Yoganın aşamaları
Patanjali yoga patikasını, karakter değişiminin ana kurallarından başlayıp en son aşama olan samadhi’yle biten sekiz aşamaya ayırdı. Samadhi de kendi içinde, kendini-gerçekleştirme ile biten dört aşamaya ayrılır. İlk beş aşama hazırlık uygulamalarıdır ve altıncıdan sekizinciye ileri aşamalardır.

1. Yamalar
2. Niyamalar
3. Asana
4. Pranayama (prananın kontrolü, hayat gücü, kozmik enerji)
5. Dharana (konsantrasyon)
6. Dhyana (meditasyon)
7. Samadhi ( transandantal bilinç)

İlk beş aşama bahiranga (dışsal) yoga ve son üç aşama antaranga (içsel) yogadır. Dış ve ön uygulamalar makul bir ustalık derecesine geliştirildiğinde iç ve ileri uygulamalar kolaylaşır. Bunun sebebi, çoğumuzun, aklın devamlı gezinmesi ve rasyonel düşünmesi sebebiyle konsantre olamayışımız ve meditasyon yapamayışımızdır. Sadece sakin zihne sahip biri meditasyon yapabilir. Konsantrasyonu ve meditasyonu engelleyen rahatsızlık tiplerine bir bakalım:
• Yamalar ve niyamaları (aşama 1 ve 2) geliştirerek elimine edilen ya da en azından azaltılan zihinsel çatışmalar ve ahlaki kusurlar sebebiyle duygusal rahatsızlıklar.
• Asanalar (aşama 3) uygulanarak ortadan kaldırılan ağrı, hastalık ve rahatsız duruşlar.
• Vücuttaki pranik akıştaki rahatsızlığa sebep olan düzensizlikler. Prana kabaca yaşamsal enerji veya biyoenerji diye tarif edilebilen vücuttaki enerjidir. Pranayama teknikleri bu kaynaktan ortaya çıkan zihin rahatsızlıklarını giderir.
Sesler gibi dış dikkat dağıtıcılar. Dış çevre devamlı zihnimizi dağıtılıyor ve meşgul ediyorken nasıl iç teknikleri uygulamamız mümkün olabilir ki? Pratyahara (yogada aşama 5) gözler, kulaklar, burun vs. gibi duyu organlarının bağlılıklarını keserek bu rahatsızlık kaynaklarını elimine eder. Dış olaylar hala oradadır tabii ki, ancak duyu organları artık akla mesajlar göndermez ve eğer gönderirlerse de akıl onların farkına varmaz.
Yamalar veya kendine koyulan sınırlamalar


 Bunların sayısı beş tanedir ve kişi ilk izlenim olarak bu sosyal eğilimli kuralların ne alakası olduğunu merak edecektir. Ancak ileri yogayla çok yakından ilgidirler, çünkü daha önce anlatıldığı gibi, bu kurallar kişiden tüm duygusal bozuklukları kaldırmayı amaçlamaktadır. Bu konuların suçluluk duygularımızın, iç çatışmalarımızın ve genel zihin dağınıklığımızın çoğuna sebep olduğunu fark etmek için çok düşünmek gerekmez. Semptomları alt edebilmenin yolu sebeplerin köküne inmektir. Böylece zihin daha huzur kazanacak ve ileri uygulamalara hazırlanacaktır.

Patanjali gerçekte bir idealisti ve yoga uygulamalarını hayatını gerçekleşmeye adayanlar ve belki de kendini toplumdan izole edenler için amaçladı. Sutralarının (dizelerinin) birinde bunların çiğnenemez ve sonuçları kendine ve diğerlerine zarar getirecek olsa bile hangi şartlar altında olursa olsun izlenilmesi gerektiğini yazdığında bunun aşikâr olduğunu anlıyoruz. Bu tabii ki toplumdaki güncel insan için uygulanabilir değildir çünkü cinsel ilişkiler hayatın doğal bir parçasıdır ve bazen, belki de diğerlerini arzu edilmeyen bir haberden korumak için bazı şartlar altında yalan söylemek zorunda da kalınabilir.

Bu yüzden yoga uygulayıcısının yamalara ilişkin kendi takdirine göre uygulama yapmasını istiyoruz. Yine de, kapasite ve kişisel şartlar dâhilinde, yamalara ne kadar çok uyulursa zihin sakin ve dengeli olması daha olasıdır. Bu ancak kişinin bilinci ile davranışları veya düşünceleri arasında çatışma olmadığında olur. Beş yama aşağıdaki gibidir:

Ahimsa (şiddete başvurmama): Şiddete başvurmama olabildiğince fazla uygulanmalıdır. Sadece fiziksel değil düşüncelerde ve kelimelerde de kastedilmektedir. Tabii size biri bela açarsa ve kavga etmeniz gerekirse, o zaman öyle yapın fakat mümkünse nefret ve kötülük olmadan. Sadece bunu yapmanız gereken bir şey olarak kabul edin. Geliştikçe ve meditasyonun ileri aşamaları uygulandıkça vs. herhangi birinin canını yakmak daha az istenir ve düşman denenler de dâhil, herkese ve her şeye karşı daha fazla şefkat duyulur. Ama aynı zamanda son derece gelişmiş biri, bu diğerlerine zarar demek olsa bile görevini yapacaktır (dharma).

Satya (doğru): Olabildiğince doğru sözlü olmalıdır zira yalanlar ve yalanları örtmek çok büyük zihinsel çaba gerektirir. Yalan söyleyen çoğu kişi, belki de bilinçsizce, yalanlarını başkaları öğrenecek diye sabit bir korku içindedirler. Bu konu yalanların çeşitli formlarını kapsar, örneğin olmadığın gibi görünmeye çalışma, olmadığın kadar zengin davranmak sadece gerçeğin yarısını söyleyerek olayları saklamak, vs. Bir başka nokta da doğruyu ararken eninde sonunda meditasyon yapacak oluşumuzdur. Kendimize ve hayatla ilişkilerimize karşı doğru değilsek bunu nasıl yapabiliriz?

Asteya (dürüstlük ve hırsızlığın olmaması): Bu davranış kuralıyla ilgili pek de açıklama gerekmiyor burada. Sahtekârlığın sonucu olarak bariz veya gizli zihinsel ve duygusal rahatsızlık duymayacak, özellikle de yoga yapmaya meyilli olanlardan çok az kişi vardır.

Brahmacharya (cinsel kontrol): Bu özgürleşmiş dünyada ki bu makuldür, bu insanların pek de ciddiye almadıkları bir kuraldır. Çoğu modern kişi “neden cinsel ilişki kurmamalıyız?” diyecektir. “Doğal bir şey bu, değil mi?”. Evet, tabii ki öyle ve hatta tarih boyunca, çoğu zaman kuralın konmasının başlangıçtaki asıl nedenini unutan çeşitli dinler tarafından uygulanan katı kurallar sonucu doğal arzularını bastıran çok daha fazla kişi duygusal olarak acı çekmiştir. Bugünün kuralları bu kuralı şöyle yorumlamalıdır: meditasyon uygulamalarında büyük başarı elde edilmek isteniyorsa yani gerçek başarı, eşlere yükümlülükler yerine getirildikten sonra cinsel aktiviteleri olabildiğince azaltmak. Neden? Seks ile meditasyon arasındaki ilişki nedir? Cinsel enerji isteği enerji, yaşam enerjisi birikiminden başka bir şey değildir. Kişi cinsel faaliyeti tamamladığında vücut bu yaşam gücünü kaybeder. Enerji değişik şekillerde tezahür edebilir ve cinsel enerji de buna dâhildir. Eğer bu enerji ruhani veya meditasyonel deneyimlere yönlendirilebilirse daha çok vurgulanacak ve büyüyecektir. Bu yüzden kişi bunu kendi bulmalıdır.

Aparigraha (sahip çıkıcı olmama): Buradaki fikir şudur: eşyalarınız olabilir fakat onlara bağlamamaya çalışmalısınız. Değer verilen bir eşyaya gelen kayıp veya hasar tarafından yol açılan hayatınızdaki mutsuzluğu düşünün. Bir de sürekli olarak, eşyalarınızı kaybedebileceğiniz veya hasar verebileceğiniz korkusunu da göz önüne alın.
Genel sonuç, muhtemelen bilinçaltından ancak belki de bilinçli olarak, zihninize devamlı şekilde bir tür gerginliğin bela olmasıdır. Çok zengin biri olabilirsiniz ama eğer böyle bir bağlı olmama tavrınız varsa zihnin birçok endişesi ve gerginliğini atabileceksiniz.

Niyamalar
Yamalar gibi bunlar da beş tanedir. Uygulayıcının kişisel disipliniyle daha ilgilidir. Ruhani arayıştakini ilerde yatan çetin yogik patikaya hazırlamak için düşünülmüşlerdir. Yamalar gibi (ki etik eğilimlidirler) niyamalar da zihinsel ve duygusal çatışmaları azaltır ve kişinin zihnini konsantrasyon ve meditasyon için sakin kılar.

Shaucha (saflık): Bu kural çok açıklama gerektirmez. Düzenli banyo alarak ve olabildiğince saf ve besleyici yiyecekler yiyerek vücut olabildiğince saf tutulmalıdır. Eğer yapmazsanız hem içte hem dışta hasta olmaya daha meyilli olursunuz ve bu meditasyon uygulamalarına büyük bir engel teşkil eder. Hazımsızlık ve diğer rahatsızlıklarla kişinin dikkati dağılırken zihni daha derin diyarlara yönlendirmek nasıl mümkün olabilir?

Başka bir faktör daha var. Kişinin meditasyon yapma kapasitesi yenilen yiyecek tipine çok bağlıdır. Eğer saf olmayan ve kaba yiyecekler yenirse o zaman zihin meditasyonun incelikli titreşimlerine ve deneyimlerine karşılık verecek yeterli hassaslıkta olamaz pek. Meditasyonun incelikli durumları kendini gösterebileceği berrak ve saf bir zihne ihtiyaç duyar. Bu kural zihnin rahatsız edici düşünceler ve duygulardan arındırılması için de geçerlidir. Yamalar ve niyamaların tüm mantığı bu olduğundan, bu demektir ki yamalar ve niyamalar uygulanmalıdır.

Santosha (hoşnutluk): Günlük problemlerle, onlardan çok derinden etkilenmeden baş edebilme becerisi geliştirmek, hangi şartlar rahat vermezse vermesin hoşnut olmak esastır. Hayatın iniş çıkışlarından dolayı çoğu kişinin sürekli değişen ruh hali vardır. Bir an mutludurlar, sonra bir şey olur ve bir anda çok mutsuz olurlar. Bu şekilde devamlı dalgalanan bir zihin meditasyona uygun değildir. Bu sebepten ötürü hoşnutluk son derece önemlidir. Diğerlerini etkilemek için görünürde hoşnutluk değil, içten hoşnutluk. Söylemesi yapmasından kolay diyebilirsiniz. Bu doğrudur ama yama ve niyamaların devamlı geliştirilmesiyle ve size geleni kabul etmek için bilinçli bir çabayla, ne olursa olsun bu hoşnutluk mutlaka oluşacaktır.

Tapas : Bu, oruç tutmak, bir kaç saat sessizlik yeminini korumak vs. gibi küçük tasarruflarla iradeyi güçlendirmek içindir. Bu zihni disiplin etmeye yardım eder. Ancak bu tapas zihnin baskılanmasını içermemelidir zira bunun yarardan çok zararı olur. İrade yogada mutlaka gereklidir çünkü zihin orada burada amaçsızca avarelik eden bir kedi yavrusu gibidir. Yapmak istemediğiniz şeyleri size yaptırmaya uğraşacaktır. Böylece zihne daha fazla rahatsızlık verecek ve dolayısıyla meditasyonel uygulamalarınızı köstekleyecektir. İrade onu kontrol altına almanın tek yoludur.

Swadhyaya (kendini çalışma): Bunun birçok yorumlanışı vardır, en olası olanı da davranış ve tepkilerinizi daha fazla farkındalıkla sürekli izlemeniz gerektiğidir. Değişik durumlara nasıl tepki verdiğinizi görün ve bir durumda neden mutlu ve diğerinde neden mutsuz olduğunuzu. Kızarsanız kendinize sorun “Neden kızdım?”. Eğer bazı şeylere bağlanmışsanız bu şeye neden bağlandığınızı sorun kendinize ve bunun gibi. Bu devam eden kendini analiz ile zihninizin en azından yüzeysel seviyede nasıl çalıştığını yavaş yavaş keşfedeceksiniz ve zihni rahatsız eden şeylerdin daha fazla farkında olacaksınız.

Kendini çalışma meditasyonlarınıza da yayılmalıdır, ancak derinden, öyle ki kendinizi gittikçe daha çok anlayın. Diğer bir deyişle, meditasyonlarınızda vizyonlar görüyorsanız, bırakın gelsinler. Onları bastırmayın çünkü çoğunun birçok durumda siz farkında olmadan zihninizde ısrarlı bir gerginliğe sebep olduğu, bilinçaltı zihninize kazınmış şeyler, hatıralarınız, kökleri derinlerde sorunlarınız ve diğer şeyler hakkında size çok şey anlatırlar. Ancak onları tanıdığınızda onlardan kurtulmaya ve bu derin köklü gerginliklerin kösteklediği daha derin meditasyonları deneyimleme becerinizi ilerletmeye başlarsınız.

Ishwara pranidhana (kendini teslim etme): Bu eylemlerinizi Tanrıya, yüce bilince, varoluşa veya sizi hayata bağlayan şeye ne isim veriyorsanız ona teslim olmak demektir. Tüm davranışlarınız ibadete tahsis edilmelidir. Sabit uygulamayla, bireyselliğinizi, egonuzu bırakmaya çalışmalısınız ve davranışlarınızın yüce bilincin bir tezahüründen başka bir şey olmadığın anlamalısınız. Unutmayın, duygusal ve zihinsel sorunlarımızın çoğuna sebep olan egodur. Nefret etmemizi, dövüşmemizi, nesnelere bağlanmamızı vs. sağlayan egomuzdur. Egomuzu biraz azaltabilirsek, aklımız buna göre daha az rahatsız ve daha sakin olur. Egomuzu tamamen atabilirsek ki kolay değildir, o zaman meditasyonlarımız bizi otomatik olarak gerçekliğe taşır.

Yama ve niyamalar – bir özet
Belkide sahtekâr, yalancı vs. olmanın birinin gerçek doğası olduğu dolayısıyla yama ve niyamaları herhangi uygulama girişiminin doğasına ters olduğu ve azaltacağına daha fazla zihinsel soruna yol açacağı şeklinde bir itiraz yapılabilir. Bu tabii ki tartışmalı ve felsefi bir soru işaretidir. Ancak tüm büyük bilgeler tüm insanların özündeki doğanın doğru, dürüst, iyi vs. olduğunu vurgulamışlardır. Yapılan aksi bir şey, kişinin gerçek doğalsının bir tezahürü olarak görünse de dolayısıyla aslında bir kalkan ya da hayattaki şartlar, fakirlik, başkalarından kötü muamele görmek sebebiyle ortaya çıkmış bir davranıştır. Kişi, bilinç üstünde doğal olarak içinden gelen şeyi yaptığını hissedebilir fakat bilinçaltında olay başkadır. Bilinçaltı âlemlerde çelişkiler olur ve bunlar kişinin bilinçli olarak hissettiği fakat sebebinin ne olduğu bilemediği tipten zihinsel rahatsızlıklara sebep olurlar. Modern toplumumuzda meydana gelen çoğu zihin problemi bu şekildedir. Kişinin gerçekte yaptığıyla bilinçaltının aslında yapmak istediği arasında çelişki vardır.

Dolayısıyla yamalar ve niyamalar ayrım olmaksızın herkes için geçerlidir. Kişi bu yamaları ve niyamaları biraz kullanışsız, belki biraz ağır bulabilir. Fakat hatırlayın, amacınız transandans ve kusursuzluğa giden yol. Hafif bir şekilde bağlı kalsanız bile bu doğru yönde atılmış emin bir adımdır. Küçük bir adım bile yararlıdır. Yapabileceğinizden fazlasını amaçlamayın, yavaşça ve nazikçe adım atın.

Pranayama veya yaşamsal enerjinin kontrolü
Prana kelimesi yogada çok sık kullanılır ancak insanların çoğu tarafından iyi anlaşılmamıştır. Yaşamsal enerji olarak tanımlanabilir. Bu yaşamsal vasıta olmadan bilinç kendini zihin yoluyla dış dünyada ifade edemez. Dolayısıyla prana akının kontrolünün zihnin kontrolüne yardım edeceği ve dolayısıyla kişiyi meditasyon yoluna sevk etmesi mantıklı görünmektedir Pranayamaların birçok tekniğinin başarmaya çalıştığı bu kontroldür.

Birçok kişi, özellikle yogaya yeni başlayanlar, pranayamanın nefes ayarlamasından fazlası olmadığını varsayarlar. Bu kısmen doğrudur çünkü nefes pranayama uygulaması sırasında elbette modifiye edilir. Ancak bu sadece hikâyenin yarısıdır ve pranayamanın birincil amacı değildir. Pranayamanın hedefi nefes alma süreciyle yakından ilgili olan prana akışı üzerinde kontroldür. Bu ilişki o kadar yakındır ki nefeste herhangi bir manipülasyon otomatik olarak Prananın manipülasyonuna neden olacaktır.

Pranayama yapmadan da meditasyon yapılabilir fakat düzenli olarak uygulanmasının meditasyonda başarı sağlamak için büyük yardımı olur.
Pranayama daha uzun sürelerle görünür kalan berrak zihinsel görüntülerin ortaya çıkmasını sağlamak için çok yararlıdır. Bu, prananın vücutta tekrar dağılımı sonucu zihnin görüntüleri algılama ve kontrol etmeye daha muktedir hale gelmesindendir.

Pratyahara
Çoğumuz uyanık hayatımızı zihnimiz dışsallaştırılmış olarak geçiriyoruz. Diğer bir deyişle, zihnimiz ağırlıklı olarak vücudun dışında gercekleşen  olaylarla ilgilidir. Meditasyonel tekniklerde bir başarı yakalamak için, zihni dış dünya ile bağlantıdan geri çekmeli ve bu dış çevreyi unutmalıyız. Bunu söylemek yapmaktan kolaydır zira zihin doğuştan beri dışarıya bakmaya alışmıştır ve bütün alışkanlıklar gibi bunu yenmek güçtür. Çoğu insan gözlerini kapatıp dış dünyayı unutmayı bir dakika kadar bir süre için dahi zor bulurlar. Meditasyon dersleri sırasında, uygulayıcılardan uygulama boyunca gözlerini kapalı tutmaya çalışmalarını isteriz. Onlardan gözleri açma isteğine şu soruları sorarak karşı durmalarını isteriz :” Beni dışarıda ilgilendirecek ne olabilir? Bir odadayım ve belli ki dışarıda hiçbir şey olmuyor”. Hepimizde bu dış şeyleri düşünme koşullu refleksi var. Demirin mıknatısa yapıştığı gibi farkındalığımız dışarıya çekilir.

En büyük sorun zihnimizin duyu organları, kulaklar, gözler vs. yoluyla dış dünyadan devamlı veri almasıdır. Zihnimiz bu duyu organlarından hiç durmayan uyaran akışını görmezden gelmek için eğitilmedikçe ve cesaretlendirilmedikçe kendini dış dünyadan gerçek anlamda ayıramaz. Zihin tüm duyu organlarından gelen her mesajı not almadığı ve özümsemediği için bu doğal bir süreçtir. Eğer yapsaydı, karar veremez ya da dış dünyadan bilgi toplayamaz olurdu çünkü o kadar çok bilgiye boğulurdu ki davranmaya gücü olmazdı. Durum bir odada aynı güçle elli değişik istasyon yayınını veren elli değişik radyo durumuna benzer. Odanın ortasında oturan kişi her bir radyo yayınını ve her bir programı algılayamaz. Zihin verilerin bazılarını seçer ve sonra kararlar verir.

Yapmamız gereken zihne iletilen duyu etkilerini sıfıra azaltmaktır. Aslında bunu düşündüğümüzden çok yaparız. Eğer ilginç bir kitaba dalarsak otomatik olarak çevremizden farkındalığımızı yitiririz; duvar saatinin sesini veya diğer odadaki insanların seslerini veya odadaki ateşin çıtırtısını unuturuz. Meditasyon, konsantrasyon ve pratyaharada yapmaya çalışmamız gereken etrafımızdan farkındalığı bırakmak fakat bunu heyecan verici bir kitabın veya aklın entelektüel yetilerini absorbe eden diğer dış nesnelerin yardımı olmadan yapmaktır; konsantre olunmalıdır …

Zihin yaramaz bir çocuk gibidir; onun yapmasını istediğinizin tersini yapar. Yani duyu etkilerini dışarıda bırakmak isterseniz zihin onları otomatik olarak daha da yoğunlaştırır. Diğer yandan gözleriniz kapalı olarak zihni dış şeyleri düşünmeye zorlarsanız bir süre sonra dış seslere vs. ilgisi kaybolmaya yüz tutacaktır ve duyu etkileriyle işbirliği yapmayacaktır. Pratyahara denen bu zihin durumu meditasyon için tam istenen ve amacladığımız durumdur.

Birinin pratyaharayı ne derece başarılı yapabileceği uygulama süresince rahat bir asanada ne kadar oturabildiğine çok bağlıdır. Devam eden fiziksel rahatsızlık duyarsa tabii ki zihni ağrı, tutulma gibi bilgiler veren duyu organlarından gelen fiziksel uyarıların devamlı fakında olacaktır. Pratyahara ve akabinde meditasyon söz konusu olamaz. Bu yüzden uygulayıcının herhangi bir rahatsızlık duymadan belli bir pozisyonu uzun bir süre muhafaza edebilmek için vücudunu eğitmesi gereklidir.

Birçok teknik farkındalığın vücudun değişik parçaları etrafında sistematik rotasyonunu, nefes alma sürecinden farkındalığı, zihinsel veya sözel sesler çıkarmayı vs. içerir. Bu kısmen zihni konsantre etmek için fakat aynı zamanda zihni içten cezp edilmiş tutmak için kullanılır ki böylece otomatik olarak çevreyi unutmak suretiyle bir pratyahara durumu oluştursun. Bu zihnin avare eğilimini tatmin eder fakat kontrollü bir biçimde ve saf tek noktalı konsantrasyon uygulamasında karşılaşılan sorunları önler ki bu süreçte eğitilmemiş zihin zoraki tehditlere başkaldırma eğilimindedir ve kaydedilen tüm ilerleme kaybedilebilir.

                               Dharana
Bu aşamanın uygulanmasına hazır olunan zaman geldiğinde zihne gelen tüm dış rahatsızlıklar giderilmiş olmalıdır. Ancak, zihin hala bir karısıklık halindedir; hala düşüncelerle başı beladadır. Bu düşünceler şimdiki zamanla ilgi değildir zira tüm dış uyaranlar kesilmiştir. İki grup olarak sınıflandırılabilir: geçmişten anılar ve gelecek olayların projeksiyonları. Zihnin bu faaliyetlerini nasıl ortadan kaldırabiliriz? Bertaraf metodu dharana yani konsantrasyon yoluyla olur.

Bu bağlamda konsantrasyon zihni diğerlerini dışarıda bırakarak tamamen tek bir nesneye sabitlemek demektir. Bu başarıldığında zihin otomatik olarak başka şeyler veya fikirler düşünmez olur. Tamamen konsantrasyon nesnesine absorbe olur. Konsantrasyon nesnesi genellikle kapalı gözlerin önünde korunan içsel bir görüntüdür fakat dışarıdan bir nesne de olabilir. Ancak, dışarıdan bir nesneye konsantre oluyorsa zihin gezinmeye daha eğilimi olur fakat dışarıdan bir nesneye konsantre olmak içsel bir nesneyi göz önüne getirmekte zorlanan insanlar için çok yararlıdır. Her gün makul bir süre dışarıdan bir nesneye konsantre olunursa ( örneğin trataka) sonunda illa ki gözleri kapatarak bu nesnenin görüntüsünü içsel olarak göz önüne getirmek mümkün olur. Tüm diğer düşünceleri dışarıda bırakarak tek bir düşünceye konsantre olmak da uygulanabilir ama bu daha zordur ve genellikle konsantrasyon güçleri çok yüksek bir seviyeye geliştirildiğinde yapılır.

Yogik konsantrasyonda zihin kaskatı tutulmaz, zihnin süreçleri kısa kesilmez. Zihin tek bir nesnenin farkında olarak tutulur fakat nesnenin daha derin yönlerini fark etmek babında hareket etmelidir. Öncesinde, zihin bir nesneden bir sonrakine sürekli olarak gezinirken kavranamaz olan yönlerini fark eder. Bu bir sanat galerisini ziyaret eden biriyle karşılaştırılabilir. Her resme kısa bir bakış atarsa ince detayların çok azını görür. Eğer, diğer yandan bir resmi incelemek için yarım saat harcarsa daha ince ve gizli noktalar ortaya çıkacaktır.
Konsantrasyon güçlerini çok yükseğe taşıdıklarını düşünen kişiler bile tekbir nesneye konsantre olmayı zor bulacaklardır. Bu, konsantrasyonun normal olarak geniş bir tipte olmasındandır, örneğin bir kitap okurken olduğu gibi bir düşünceler zincirine veya birçok sayıda nesneye konsantre olmak gibi. Aklınızı tek bir nesnede tutmak çok daha zordur ve konsantre olunan nesneye daha derin içgörü şeklindeki yararları da benzer şekilde daha büyüktür. Tek bir nesneye konsantre olmak imkânsız değildir. Israrlı alıştırma ve raja yoganın alt beş aşamasının uygulanmasıyla tüm zihinsel rahatsızlık unsurlarının yok edilmesini gerektirir ve zihin bu temel uygulamalarla tamamen arıtıldığında konsantrasyon kendiliğinden, doğal olarak, herhangi bir özel çaba gerektirmeden gelecektir.

Dhyana Dhyana aslında dharananın bir uzantısıdır ve Patanjali tarafından meditasyon veya konsantrasyon nesnesi üzerine kesintisiz zihin konsantrasyonu akışı olarak tanımlanmıştır. Dharana ile dhyana arasında ince bir fark vardır. Dharanada zihin devamlı olarak nesnenin dışında şeyler düşünmeye çalışır ve uygulayıcı farkındalığı nesneye getirmek zorundadır; dikkat dağıtan şeyler çeşitli şekillerde hala vardır. Oysa dhyanada zihin zapt edilmiştir ve tamamen ve sürekli olarak nesneye absorbe olmuştur. Nesnenin daha derin çehreleri meditasyon sırasında kendini göstermeye başlar. Dhyana sırasında konsantrasyon derinliği , dharanadakinden daha büyüktür. Dhyananın kendiliğinden kendini göstermesi konsantrasyonun düzenli ve sürekli olarak uygulanmasından geçer.

Samadhi veya aydınlanmış bilinç
Samadhi dhyananın tam uzanımıdır. Meditasyonun zirvesidir. Dört aşamaya ayrılır ki sonunda yoganın ve hayatın kendisinin doruğuna, kendini gerçekleştirmeye veya gerçekle bir olmaya ulaşmak için hepsi aşılmalıdır
Patanjali samadhiyi meditasyonda sadece nesnenin bilincinde olmanın olduğu ve eşzamanlı olarak zihnin bilincinde olmanın olmadığı hal olarak tanımladı. Bu bir açıklama gerektiriyor. Meditasyonun alt durumlarında nesnenin derin gerçekliği kendini yavaşça göstermeye başlar. Ancak nihai esası kendini göstermez, bir şey onun ortaya çıkmasına engel oluyor gibidir. Bu bir şey aslında meditasyon yapanın zihnidir. Nesne ile bilinç arasında bir paravan gibi davranır. Zihnin kendinden-bilinçli doğası nesnenin gerçekliğini bilince karşı örter. Bunu şarkı söyleyen biriyle karşılaştırabiliriz. Kendinin farkında olmadan şarkı söylerse, kendinin ve onu dinleyenlerin farkında olarak söyleyeceğinden daha iyi söyler. Bütün büyük kişilere bakmak yeter en iyi eserlerini kendinden-farkındalık unsurunu kaybettiklerinde ürettiklerini göreceksiniz. Zihin engelini giderince daha yüksek ilham parlayabilir. Meditasyonun yüksek durumlarında da tamamen aynıdır.

Samadhide zihnin kendinden-bilinçliliği yok olur. Nesnenin niteliği ve algılayan süje yok olur öyle ki nesne ve süje bir olur. Sadece bu şartlar altında nesnenin nihai esası kendini gösterir çünkü eğer nesne ve süje artık farklı değil fakat aynıysa o zaman süje nesne hakkında her şeyi bilmelidir zira algılanan nesne, algılayan kişi ve meydana gelen algılama hepsi tek bir öze dönüşmüştür. Bu durumun kelimelerle açıklanması zordur çünkü normal deneyimi aşar.
Samadhi de elde edilen birlik tarifsizdir ve tüm gündelik deneyimlerimizin ötesindedir.
Dharanadan samadhiye aşamalar değişik erişim derecelerinin değişik isimleridir aslında. Kişi belli bir gelişim seviyesine ulaştığında biri otomatik olarak diğerine götürür. Örneğin asanalar, pranayama gibi alt aşamalar gibi tamamen ayrı uygulamalar değildir. Bir aşamadan diğerine ani değişim yoktur. Kişinin ilerleyişi doğal ve kendiliğindendir.

kaynak:
www.yogabagdat.com/index.php?mid=4&id=14&cont=15

 
Bugün 2 ziyaretçikişi burdaydı!


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=